Tarihte bazı şahsiyetler vardır ki zaman treninin makas değiştirip farklı bir yönde seyretmesine, bu tren içerisinde yolculuk edenlerin farklı şartlar içerisine sürüklenmesine sebebiyet vermişlerdir. Böylece tarihin gidişatı kaçınılmaz bir şekilde kimi zaman keskin yön değişikliklerine uğramıştır. Kanaatimce buna neden olan etkin şahsiyetlerden birisi olarak Sonraki Han Hanedanlığı(東漢, MS.25-220) döneminde yaşamış Doğu Türkistan Genel Valisi General Ban Chao’yu(班超) anmak gerekir.
Biz Türkler haklı olarak hep tarihimizin ihtişamıyla övünür, zaferlerimizin efsunu etkisiyle gururlanırız. Fakat tarih dağının zirvesindeki eşsiz zaferlere odaklanmaktan genellikle zirveye bu dağın eteklerindeki zorlu patikalardan çıkıldığını kolayca unutup bundan kendimize ders çıkarmayız. Tarihimizdeki yenilgileri, yenilgilerimize neden olan şartları, şahsiyetleri ve zihniyetleri pek tetkik etmeyiz. Oysaki tarih boyunca karşımıza çıkan zafiyetlerimizi bilmek en az zaferlerimizi bilmek kadar değer taşımaktadır. Bu nedenle Hunların 46 yılında kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmasından yıllar sonra Kuzey Hunlarının ve Han Hanedanlığının Türkistan üzerindeki mücadelesinde kilit isim olan Han Hanedanlığı Generali Ban Chao’yu, onun bölgedeki gayrinizami harp faaliyetlerini ve çevresinde gelişen olayları incelemeye karar verdim. Elbette aslı konuya gelmeden evvel Hunlar ile Han Hanedanlığı arasında çatışmalara sebep olan Türkistan’ın önemine ve mücadelenin geçmişine kısaca değinmek gerekir.
Türkistan[1], tarih boyunca Orta Asya’da birçok yerel yönetimleri içerisinde barındırmıştır. Hunların devrinde 34 ila 36 şehir devletinin varlığını sürdürdüğü Türkistan’da bu şehir devletleri değişik büyüklüklere ve siyasi özelliklere sahip küçük yerel yönetimlerdi. Orta Asya’da siyasi boşluğun Hunlar veya Çinliler gibi büyük bir otorite tarafından doldurulamaması neticesiyle Türkistan’daki şehir devletlerinin sayısı 5. yüzyıla gelindiğinde 50 ila 55 arasında bir sayıya ulaşacaktı.[2] Bu şehir devletlerinde halkı oluşturan esas unsur yerleşik çiftçilerdi. Her şehir devletinin kendine has idari sistemi ve asayişi sağlamakla görevli ordusu bulunmaktaydı. Buna rağmen bağımsızlıklarını korumak için yeterince güce sahip olamadıklarından dolayı kendilerine yakın daha büyük devletlere, mesela Hunlar veya Çinliler gibi güçlü devletlere sahip toplulukların himayesine bağımlı olarak yaşamaktaydılar.[3]
Han Hanedanlığı(漢朝) döneminde Zhang Qian’ın Batı Bölgeleri’ne yürüttüğü elçilik görevine dair bir tasvir. 8. yüzyılda Tang Hanedanlığı döneminde yapıldığı düşünülen bu tasvir Dunhuang’daki Mogao Mağaraları’nda 323 numaralı mağarada bulunmuştur.
Bununla birlikte genel anlamda Türkistan, Asya Kıtası’nın doğusu ile batısı arasında bir köprü niteliği taşımaktaydı. Bu sebeple birçok kültürle etkileşimin gerçekleştiği bir bölge olarak eşsiz bir kültürel zenginliğin biriktiği bir çanak haline gelmiştir. Kültürel zenginliğin yanı sıra yeraltı ve yer üstü kaynakları bakımından da zengin olan Türkistan, Japon Sinolog ve Tarihçi Kurakichi Shiratori’ye göre ziraat şehirleri açısından Hunların sağ kolu idi. Türkistan’daki bu şehirler Hun Devleti’nin bir yiyecek deposu gibiydi. Türkistan’ın Hun hâkimiyetinde olduğu zaman Hunlar, Tung-pu Tu-wei adlı bir teşkilat kurarak Türkistan’daki mahalli yönetimlerden vergi de almaktaydı.[4] Yeri geldiğinde Hunlar orduları için Türkistan’daki yerel yönetimlerden asker de sağlamaktaydı. Kısacası Hun Devleti’nin sürekliliği ve kaderi Türkistan’daki şehirlerin varlığına bağlıydı diyebiliriz.[5]
Ticari konumu açısından da Türkistan, hem Hunlar hem de Çinliler için eşsiz bir hazineydi. Hunlar ticaret yollarının batıya açıldığı Loulan’ın (Şanşan)[6] kontrolüne büyük bir değer vermekteydi. Loulan şehri Çin için de büyük önem arz etmekteydi. Her ne kadar çöllerin ve tuzlu bataklıkların arasında kalmış bir yer olsa da Çin’den Türkistan’a, Partların bulunduğu İran coğrafyasına ve oradan da batıda Roma İmparatorluğu’na kadar giden tarihi İpek Yolu ve diğer ticaret yollarının geçiş güzergâhında idi. Ticaret kervanları bu şehirde dinlenip ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra yola devam etmekteydi. Çin’in kuzeybatısındaki Gansu eyaleti ile Türkistan’ın arasında yer alan bu şehir ayrıca Çin’in, ticari konumu ve doğal kaynaklar bakımından büyük öneme sahip Türkistan bölgesine ve batı dünyasına açılan bir kapısıydı.[7] Bu nedenle Han Hanedanlığı Hunların Gansu’da hâkimiyet kurup Tibetli Qianglarla ittifak yaparak Çin’i kuşatma altına alması ve Çin’in batıyla irtibatını koparması ihtimalinden daima endişe duymuştur.[8]
Türkistan, Hunlar için ne kadar öneme sahipse Çinliler için de o derece önem teşkil etmekteydi. Han Hanedanlığı Türkistan’ın stratejik ve iktisadi öneminin yanı sıra Hunların varlığının Türkistan’a bağlı olduğunu biliyor ve bunun için de Türkistan’ın, özellikle tarım havzasının[9] ele geçirilmesini önemli görüyordu.
Hun-Han Mücadelesine Neden Olan Münbit Tarım Havzası’nın Coğrafik Özelliklerini Gösteren Bir Harita
Hunlarla Han Hanedanlığı arasındaki Türkistan hâkimiyeti mücadelesini Mo-tu devrinden başlatabiliriz. Bu dönem Türkistan’da 36 şehir devleti ve hükümdarları Hunların hâkimiyeti altına girmişti. Hunlar hâkimiyetleri altına aldığı bu topraklara gidip de yerli halk gibi oturmamışlardı.[10] MÖ 174’te Mo-tu öldükten sonra Hunlara karşı bir güç elde etmek isteyen Han Hanedanlığı, İmparator Wu devrinde (MÖ 141-87) yayılma politikasını verimli topraklara sahip olan ve ticari anlamda önem arz eden Doğu Türkistan’a yöneltti.[11] Bu yönelmenin asıl amacı sınırlarda yaşanan akınlar sonucu kendisini güvende hissetmeyen Han Hanedanlığı’nın Hunlara karşı Türkistan’da bulunan ve onların eski düşmanı olan Yüeçilerle ittifak kurma düşüncesiydi. Bu ittifakı sağlamak için görevlendirilen Zhang Qian(張騫) başarısız olsa da gittiği Türkistan coğrafyasını kaleme alması Han Hanedanlığı’nın, “Batı Bölgeleri” diye tabir edilen bu münbit coğrafya hakkında hem malumatlarını arttırmış, hem de o coğrafyanın hâkimiyeti arzusunu uyandırmıştı.[12] Çin’de nüfusun artması bu nüfusa tahıl sağlayacak bereketli arazilere olan gereksinim ve üretilen-ihtiyaç duyulan metalar için pazar arayışı şüphesiz bunu tetikleyen bir başka unsur olmuştur.[13]
Han Hanedanlığı bu nedenlerden dolayı özellikle Doğu Türkistan’ı ele geçirmeye çalıştı. Hatta MÖ.101-86 tarihleri aralığında geçici olarak Hanlar buralarda hâkimiyet de sağladı. Fakat Hun-Han mücadeleleri sırasında Türkistan’da hâkimiyet birçok kez el değiştirdi. Hunlar, parçalanmadan önce son olarak Hu-tu-er-shih(呼都而屍道臯若鞮單于, diğer adıyla Yü(輿), 18-46) devrinde Türkistan’da hâkimiyet sağlamışlardı. Bu devirde İmparator Kuang Wu (光武帝, 25-57), Çin’de yeni sağlanan düzen ve sükûnetin hassasiyetinden ötürü, Türkistan ile yakından ilgilenemedi. Türkistan’daki şehir devletleri Çin’e hediyelerle birlikte elçi heyeti gönderip o devirde güçlü olan Hunlara karşı bir denge oluşturmak ve bölgede gittikçe güçlenen Yarkent’in ilhakına maruz kalmamak adına Yarkent Kralı Hien’i şikâyet etmek, Han Hanedanlığı ile ilişkiler kurmak, hatta Türkistan’da bir genel valilik kurulmasını dahi istediler. Fakat İmparator Kuang Wu Türkistan’da bir genel valilik fikrine yanaşmadı.[14] Böylece buraların hâkimiyeti Hunlarda kalmış oluyordu.[15]
60’lı yıllar Yarkent, Hotan, Kuça ve Loulan (Şanşan) gibi şehir devletlerinin güçlenip birbirlerine karşı üstünlük mücadelelerine giriştikleri dönem olmuştu. Bunların içinde ön plana çıkanlar Yarkent ve Hotan idi ve kendi aralarında mücadele etmekteydiler. Hunlar Türkistan içerisinde önemli nüfuzları bulunan bu krallıklarının iç işlerine doğrudan karışmamaktaydı. Birinin güçlenmeye başladığı vakit diğerine destek vererek bir denge politikası uygulamaktan yanaydı. Mesela Hunlar önceleri Yarkent’e karşı Hotan’ı desteklerken Hotan kralının Yarkent kralı Hien’i bir tuzakla idam ettiği ve Yarkent’i ele geçirip güçlendiği durumda ise Hotan krallığı bu sefer karşısında Hunları bulmuştu. Çünkü Hotan’ın güçlenmesi Hunların işine gelmiyordu. Hunlar çoğunluğunu Türkistan’daki şehir devletlerinin oluşturduğu bir ordu gönderip Hotan krallığını kendisine tabi kıldı.[16] Bunda Hotan’a giden Han Hanedanlığı danışmanlarının Hunlara karşı Hotanlılarla işbirliği oluşturacağı hususunda Hunları kuşkulandırması ve Türkistan’daki şehir devletlerin Yarkent ve Hotan krallıklarını kendilerine tehdit olarak görmeleri de etkili olmuştur. Hotan’ı bağlı kıldıktan sonra Hunlar ellerinde rehin bulunan eski Yarkent kralı Hien’in oğlunu Yarkent krallığının başına geçirdi. Hotan kralı da kendi oğlunu Hunlara rehine olarak gönderdi. Kısacası Türkistan üzerinde bir denge politikası güden Hunlar burada istedikleri düzeni sağlamış oldu.[17]
Han Hanedanlığı’nın Yayılmasını ve Yaptığı Akınları Gösteren Bir Harita. Sarı oklarla gösterilenler Zhang Qian’ın Türkistan’daki yolculuğunu göstermektedir.
Bu gelişmelerden önce İmparator Kuang Wu (25-57) ölmüş, onun yerine Han Hanedanlığı’nın başına Ming (明帝,58-75) geçmişti. Kuzey Hunlarının tekrar Türkistan üzerinde nüfuz kurma çabaları İmparator Ming dönemine rastlar. Türkistan coğrafyası o dönem büyük bir iktisadi öneme sahipti. Türkistan’daki şehir devletleri arasında gitgide artan karışıklıklar bölgede siyasi bir boşluk oluşturmuştu. Hunlar doğuda Sienpilere ve Wuhuanlara karşı büyük ölçüde toprak kaybetmişlerdi. Mesela 58 yılında Mançurya bölgesi Sienpi akınları neticesinde Hunların elinden çıkmıştı.[18] Kaybedilen topraklar ve giderek artan ekonomik sıkıntılar neticesinde Hunlar batıda kendilerine yeni bir yaşam alanı yaratmayı amaçlamaktaydı. Han Hanedanlığı ise Türkistan’daki ticaret tekelini Hunlara kaptırmamakta kararlıydı. Yeni imparator Ming, başta selefi Kuang Wu’nun aksine dengeyi sağlamak için Çin’in kuzeyinde gittikçe büyüyen Güney Hunları’na karşı Kuzey Hunları’nı kışkırtmayı amaçlamaktaydı. Fakat İmparator Ming için işler beklediği gibi gelişmedi. Bu sefer Kuzey Hunları ile Güney Hunlarının birleşip Türkistan’ı çeviren bir devlet kurma girişimi tehlikesi baş gösterdi.[19] Kuzey ve Güney Hunları’nın birleşmek için ilk girişimi 65 yılında oldu. Güney Hunlarının birleşme arzusundaki etkenlerden biri bağlı oldukları Han Hanedanlığı’nın Kuzey Hunları’yla karşılıklı elçiler göndermesiydi.[20] Hunlar bu suretle Han Hanedanlığı ile olan ticaret ilişkilerinin devam etmesini isterken Hanlar da Hunların akınlarının sona ermesini arzulamaktaydı.[21] Kuzey Hunları’nın Han Hanedanlığı ile yakınlaşmasından rahatsız olan Güney Hunları’nın Hanlara olan güveni azalmış olmalıdır. Diğer bir etken de Güney Hunları’nın bir kısmının Han idaresinden memnun olmaması idi. Çünkü Güney Hunları Han idaresinin zorlamaları ve kötü muameleleri altında yaşamaktaydılar. Han idaresi Güney Hunlarını Çinlileştirmek için onların kültür ve törelerine dahi müdahale etmekteydi.[22]
Şanyü Pi’nin (比,48-55) 55 yılında ölümüyle yerine geçen haleflerinin uzun ve istikrarlı idare kuramamalarından ötürü güç kaybeden[23] ve Han Hanedanlığı’na karşı güvensizlik duymaya başlayan Güney Hunları, 65 yılında Han Hanedanlığı’na karşı isyan etmek amacıyla Kuzey Hunları’na gizlice elçiler gönderip asker istedi. Kuzey Hunları da bunun üzerine Güney Hunları’na 2 bin süvari gönderdi ve isyan edecek olan Güney Hunları’yla birleşmek amacıyla Sho-fang’da beklediler. Fakat İmparator Ming bu girişimin öncesinden beri Kuzey ve Güney Hunlarının birleşme ihtimalinden şüphe duymaktaydı. Han Hanedanlığı’nın aldığı önlemler neticesinde Hunların birleşme teşebbüsü neticesiz oldu.[24] Bu önlemlerden biri olan Tu-liao generalliği de bu girişimi başarısız kılmada etkili olmuş olmalıdır.
Güney Hunları ile 65 yılındaki başarısız birleşme girişiminden sonra Kuzey Hunları geri çekilerek Çin’in kuzeybatısındaki Gansu’ya akınlar düzenlediler. Hunların akınlarına Türkistan’daki şehir devletlerin askerleri de katılmıştı.[25] Bu Hun akınları daha ziyade yağma, korkutma ve zarar verme amacı taşımaktaydı. Özellikle Gansu’daki sınır eyaletleri olan Tun-huang, Chiou-ch’üan, Chang-ye, Ho-hsi ve Wu-wei bu Hun akınları neticesinde o kadar güvensiz hale geldi ki artık şehirlerin kapıları gündüz bile kapalı tutuluyordu.[26]
Bütün bunlar bir araya gelince Han Hanedanlığı politikasını değiştirdi. Artık uzaktan müdahale yerine doğrudan müdahale politikasını uygulayacaktı. Hem Çin’in kuzeybatısına akınlar düzenleyen Hunları cezalandırmak, hem Hunların tekrar olası birleşme girişimini engellemek, hem de Türkistan’daki şehirleri ele geçirerek ticari tekeli Hunların elinden almak amacıyla Han akınları başlayacaktır.
Han Hanedanlığı uzun yıllar boyunca kuzeyinde yer alan Hunlara karşı pasif bir politika seyretmiş, uzaktan ve dolaylı müdahalelerde bulunmuştu. Hanların Hunlara karşı doğrudan yapmış olduğu son müdahale girişimi bir darbe ile imparatorluğu ele geçiren, Hsin Hanedanlığı’na mensup Wang Mang (王莽,8-22) zamanında olmuştu. Wang Mang Orta Asya’nın tehlikeye maruz bırakılmaması ve Türkistan’ın idaresi için sarf edilen masrafların azaltılması için Hunları imha etmeyi amaçlamıştı.[27] Fakat istediği gibi olmadı ve onun devrinde Türkistan Hunların hâkimiyeti altında girdi. Wang Mang’in yaptığı reformlar ona karşı devlet içinde ihtilal hareketlerinin patlak vermesine neden oldu. Netice olarak Wang Mang 22 yılında öldürüldü. Ondan sonra Han Hanedanlığı tahtına Gengshi-di (更始帝, 23-25) çıksa da bu fazla sürmedi, Prens Liu-Hsiu, Kuang Wu Di (光武帝, 25-57) olarak tahta çıktı.[28] Böylece Çin tarihinde “Sonraki Han Hanedanlığı dönemi (MS 25-220)” başlamış oluyordu. Fakat Wang Mang sonrası Çin’i nizama sokmaya çalışan İmparator Kuang Wu döneminden itibaren 72 yılına, yani İmparator Ming dönemine kadar devletin dış politikası pasif kalmıştır.[29]
Fakat İmparator Ming döneminde bu pasif politika yukarıda belirttiğimiz sebeplerden ve amaçlardan dolayı aktif politikaya dönüştü. Hunların birleşme girişiminden büyük bir ders çıkarılmış olsa gerek 72 yılında devlet içerisinde yapılan toplantılarda hudutlarda asayişin sağlanamadığı, bu yüzden İmparator Wu dönemine atıflarda bulunularak Hunlara akın düzenlenmesinin ve Türkistan ile Çin’in bağlantısının kurulmasının gerektiği hakkında kararlar alınmıştır.[30] Tıpkı Wu döneminde Hunların, eski toprakları olan Gansu bölgesinden atıldığı gibi Türkistan’dan da atılması hedeflenmekteydi. Bu kararın verilmesinden evvel 71 yılında Sienpi ve Wuhuanların desteklediği Dinglinglerin Hunlara tam da Wusun akınından geri döndükleri sırada saldırıp İli ırmağı civarında onları mağlup etmiş olması dikkat çekmektedir.[31]
Ayrıca diğer yandan Han Hanedanlığı eğitim yoluyla vahşi tabiatlı olarak gördükleri Güney Hunları’nı mektepler açarak eğitmekle uğraşıyor, onları Kuzey Hunları’na karşı yabancılaştırmayı amaçlıyordu. Hunlar da çocuklarını Çin’deki bu mekteplere gönderiyordu. Böylece eski bağların kopartılarak yeni bir birleşme faaliyetinin de önüne geçilmiş olacak ve Çin kendi menfaati açısından kendisi gibi bireyler yetiştirmiş olacaktı.[32]
73 yılına gelindiğinde Han Hanedanlığı Hunlara karşı dört koldan oluşan büyük bir akın başlatmış oldu. 73-89 yılları arasında gerçekleşen bu akınları düzenleyen Han Hanedanlığı ordusunda Çinliler dışında Güney Hunları, Qianglar, Wuhuanlar ve Sienpiler de yer almaktaydı.[33] Birinci ve ikinci kollar Çin’in kuzeybatısından, üçüncü ve dördünce kollar ise Güney Hunlarının bulunduğu topraklardan harekete geçmişti. Bu kollardan üçü başarısızlığa uğrarken[34] ünlü Çin generallerinden Tou Ku(竇固) ve Keng Kung’un komutasındaki birinci kol Çin’den batıya giden büyük ticaret yolları üzerinden ilerledi.[35] 12 bin atlı ile Gansu eyaletindeki Chiu-ch’üan adlı bölgeden yola çıkan birinci kol Tanrı Dağları’nın doğu ucundaki Barköl’de Hunların Kuyan boyunun lideri komutasındaki Hun ordusunu mağlup etti ve Hami’yi ele geçirdi.[36] Birinci kolun akınları Hami ve Turfan bölgesi üzerinde gelişti.
74 yılının yazında ise General Tou Ku ve ona katılan ikinci kolun komutanı General Keng Ping’in orduları -ki toplam sayıları 14 bine ulaşmıştı- Turfan’a (Ch’e-shih) taarruz etmek için Akdağ’dan yola çıktılar. Bu sırada Turfan’ın kuzeyinde ve güneyinde iki idare bulunmaktaydı. Tou Ku başlangıçta yol şartlarının zorluğundan dolayı Güney Turfan’a saldırmak istediyse de Keng Ping’in saldırmak için daha münasip olarak belirlediği Kuzey Turfan’da öncelik karar kılındı. Böylece orada kazanılacak zafer Güney Turfan’ı otomatik olarak mağlubiyete uğratacaktı.[37] Kuzey Turfan kralı kendisine doğru Han ordusunun yaklaştığını duyunca Han generallerini dostça karşılamak için yola çıktı ve Han Hanedanlığı’na bağlılığını belirtti. Kuzey Turfan’ın akıbetini gören Güney Turfan da Hanlara tabi olmak zorunda kaldı. Aynı yıl Türkistan’da idareyi tesis etmek için Han Hanedanlığı ordusu bir genel valilik oluşturdu. Ardından Kuzey ve Güney Turfan’da iki askeri garnizon kurdu.[38] Kuzey garnizonunda General Keng Kung, güney garnizonunda General Kuang Chung görevlendirildi.
Burada Han Hanedanlığı’nın Türkistan hâkimiyetini sağlamakta bizce en önemli rolü oynayan, yazımızın esas kahramanı Ban Chao’dan (班超) ve onun faaliyetlerinden bahsetmek gerekir. 32 yılında günümüzdeki Şensi vilayetindeki Xianyang’da dünyaya gelen Ban Chao ve ailesi Han Hanedanlığı içerisinde nüfuzlu bir konumda olup önemli bir yer edinmişlerdi. “Ban” sülalesinin ailecek tarihçilikle uğraştıkları görülmektedir. Ban Chao’nun babası Ban Biao (班彪) tarihçiydi ve “Han-shu” (漢書,Han Hanedanlığı Tarihi) gibi önemli bir eseri kaleme almıştı fakat bu eseri devam ettirmek büyük oğlu tarihçi Ban Gu’ya (班固), tamamlamak ise yine tarihçi olan kızı Ban Zhao’ya (班昭) nasip oldu. Ban Zhao Çin’de bilinen ilk kadın tarihçiydi. Ban Chao ise kardeşlerinin aksine Lo-yang’da devlete kitap istinsah ederek geçimini sağlamakta ve annesine bakmaktaydı. Bir gün İmparator Ming, Ban Chao’nun durumunu onun ağabeyi Ban Gu’dan öğrenince onu istinsah işinden alıp yazı işlerinden sorumlu devlet memurluğuna (Lan-t’ai-ling-shih) atadı.[39] Ailedeki bu tarihçiliğin aksine Ban Chao ileride başarılı bir general olup askeri faaliyetleriyle anılacaktı.
General Tou Ku, akınlara başlamadan evvel yardımcı kurmay olarak yanında getirdiği Ban Chao’yu akınlardaki başarısından ötürü 73 yılında Doğu Türkistan’a Han elçisi olarak görevlendirmişti. Görevi Hunların buradaki müttefiklerini Han Hanedanlığı tarafına çekmekti. İşte Ban Chao’nun tarih sahnesinde ön plana çıkması bu tarihten itibaren başlamaktadır. Şanşan’da Han Hanedanlığı’na karşı bir faaliyette bulunmaya hazırlanan Hun elçilik heyetini öğrenen Ban Chao “Kaplan mağarasına yaklaşmayan kaplanı elde edemez” diyerek 36 adamıyla birlikte Hun elçilik heyetini bir gece yarısı pusuya düşürüp ortadan kaldırdı. Hun elçisinin kellesini de Şanşan kralına göstererek gözdağı veren Ban Chao böylece Şanşan kralının Han Hanedanlığı’na bağlı kalmasını sağlayarak Hunların tarafına geçmesinin de önüne geçmiştir.[40] Bu sıralarda Hotan’da da Hun elçileri bulunmaktaydı.[41] Hotan kralı Huan-t’u, Şanşan şehrinde Hun elçilik heyetinin nasıl bozguna uğratıldığını biliyordu. Böylece o da endişelenip yanındaki Hun elçilerini öldürdü ve Ban Chao’yu karşılayarak ona teslim oldu. Hotan böylece Han idaresini tanımış oluyordu. Kaşgar’da ise kral olarak aslen Kuçalı Tou-ti vardı. Tou-ti Hunlar tarafından desteklenen Kuça kralı Chien’in Kaşgar kralına saldırıp onu ortadan kaldırmasının ardından yerine yerleştirdiği bir kukla kral idi. [42] 74 yılında Ban Chao bu kralın teslim olmasını istemiş, Kaşgar kralı Han askerlerinin gücünün zayıf olduğunu düşünerek başta bunu reddetmişti. Bu yüzden Ban Chao, bu Kaşgar kralına teslim ol çağrısı yapmak için bir elçi gönderdi. Bu elçinin bir diğer görevi de eğer Kaşgar kralı teslim olmazsa onu yakalamaktı. Nitekim öyle de oldu. Teslim olmak istemeyen Kaşgar kralını elçilik heyeti kıskıvrak yakaladı. Endişelenen Kaşgar ileri gelenleri bu durumdan ötürü bir şey yapamadılar. Daha sonra buraya gelen Ban Chao, Kaşgar ileri gelenlerine Kaşgar’ın bir Kuçalı yerine Kaşgarlı tarafından yönetilmesi gerektiğini belirterek bundan önceki kralın kardeşini Kaşgar kralı olarak tahta çıkardı.[43] Netice olarak Şanşan, Hotan ve Kaşgar Ban Chao’nun faaliyetleri sayesinde Hunların elinden çıkıp Han Hanedanlığı’na tabi oldu.
Ban Chao’nun Kaşgar’daki Heykeli
75 yılında gelindiğinde ise Hunların atağa kalktığını görmekteyiz. Bu yılda önce Karaşar ve Kuça güçlerini birleştirip elinde bulunan kuvvetlerle Han Hanedanlığı’nın Türkistan’daki genel valiliğine saldırdılar. Bu saldırılar neticesinde genel vali General Ch’en Mu öldürüldü ve karargâhta bulunan 2 binden fazla Han askeri de kılıçtan geçirildi.[44] Hunlar da Turfan’ı tekrar geri almak için 20 bin kişilik bir kuvvetle bölgeye baskın düzenledi. İlk önce sadakati bozup Hanlara tabi olan Kuzey Turfan kralını ortadan kaldıran Hunlar ardından Han Hanedanlığı genel valisini de bozguna uğratarak batıda Kaşgar’ı ele geçirdi. Kuzey Turfan’daki garnizon komutanı General Keng Kung, 300 kişilik bir destek birliği yollayıp Hunları karşıladı fakat bu birlik de Hunlar karşısında bozguna uğradı. Adım adım ilerleyen Hunlar karşısında Kuzey Turfan’daki Han garnizonu geri çekilmek mecburiyetinde kalıyordu. Bir taraftan Hunların saldırılarıyla zayıflayan bu garnizon, 75 yılında İmparator Ming’in ölümü sebebiyle Çin’den destek de alamamaktaydı. Son olarak General Keng Kung, ordusuyla birlikte Beşbalıg bölgesi ve Urumçi bölgesi arasında savunma savaşı vermek için uygun gördüğü bir kale şehre sığındı. Dört tarafı savunma amaçlı ırmakla çevrilmiş bu müstahkem şehirde Han ordusu Hunlar tarafından kısa sürede kuşatma altına alındı. Bir taraftan da şehrin etrafından geçen ırmağın suyu başka bir tarafa çevrilerek şehir susuz bırakıldı.[45] Kuşatma sırasında Çin’de İmparator Ming’in ölümünden dolayı yas tutulmaktaydı. Bu yüzden General Keng Kung ve ordusu desteksiz, aç, susuz ve perişan bir halde idi. Hatta erzakları bitince açlıktan zırh göğüslüklerini pişirip üzerindeki deriyi yemek zorunda kaldılar.[46] Böylece Keng Kung, elindeki birliklerle konumunu birkaç ay müdafaa etti. 76 yılında bir başka Han ordusu Kuzey Turfan’a taarruz etti fakat Keng Kung’a yardım edemeden geri dönmek zorunda kaldı. Keng Kung da bir fırsatını bulup Hunlar tarafından kuşatılan şehirden kaçıp Çin’e geri döndü.[47]
Bütün bunlar olurken aynı sırada Güney Turfan’da bulunan, Keng Chung komutasındaki diğer bir Han garnizonu da Hunlar tarafından kuşatılmıştı. Bu kuşatma sırasında Keng Chung ve askerleri silahlarının Hunların eline geçmemesi için yaylarını zehirlemişlerdi.[48] Onlar da Keng Kung ile aynı sebepten ötürü desteksiz kalmış bir vaziyette beklemekteydiler.
76 yılında Orta Asya’da yine ciddi bir kuraklık baş gösterdi. Akınların da etkisiyle güçten düşen Hun kuvvetlerinin bir kısmı Çin sınırındaki büyük ziraat bölgelerine yaklaştılar ve sınıra yakın Co-yeh dağında yerleştiler. Böylece bu ziraat şehirlerinden iaşe tedarik etmek mümkün olacaktı. Fakat aynı kuraklıktan muzdarip olan Güney Hunları buna müsaade etmedi.[49] Han Hanedanlığı’nın da telkinleriyle Güney Hunları, Wuhuanlar ve Qianglar ile bir olup 7 bin kişilik bir kuvvetle sınırın ötesindeki Kuzey Hunlarına taarruz edip onları kovdular. Bu taarruzdan 3-4 bin kişi de esir aldılar.[50]
Diğer yandan Kuça ve Aksu (Ku-mo) hâkimleri de Kaşgar civarındaki P’an-t’u kalesinde Ban Chao’yu uzun bir süre kuşattı. Ban Chao kuşatmaya karşı her ne kadar direndiyse de Kaşgar’ı Kuçalılara bırakıp Hotan’a çekildi. Kaşgar krallığının başına daha önce Kuça kralı olan Chien (Kien) geçti. Fakat bu kısa sürdü. 76 yılında, yani bir yıl sonra Ban Chao Kaşgar’ı yeniden Han hâkimiyetine kattı fakat bu zafer Ban Chao’ya çok pahalıya mal oldu. Bu savaşlarda başta Güney Turfan’daki Han garnizonu komutanı Keng Chung olmak üzere birçok Han askeri öldü. Kuzey Hunları da bu savaşlar sonucu çekilmek zorunda kaldı. Hunlar 77 yılında Turfan’ın doğusundaki Hami[51] şehrine girip buradaki Han garnizonuna saldırarak yerle bir ettiler ve şehri ele geçirdiler.[52] 77 yılına gelindiğinde imparatorluk tahtına çıkan Chang Di, olup biten bu savaşa son verip ordularını Çin’e geri çekme kararı aldı. Şüphesiz merkezden uzakta gerçekleşen askeri harekâtların maliyetinden dolayı ekonomide yaşanan ciddi sıkıntılar da bunda etkili olmuştur.
Burada biraz da Han Hanedanlığı’nın ve Hunların durumundan bahsetmek gerekir. 76 yılında İmparator Ming’in ölümünden sonra yerine İmparator Chang (章帝, 76-85) tahta geçmişti. Bu taht değişikliği sürecinde Türkistan üzerinde Han Hanedanlığı’nın ilerleyişi zora düştü. Hunların önderliğindeki akınlar karşısında Han Hanedanlığı Türkistan’daki ordularına yeterince destek veremedi. Bu da Han ordusunu Türkistan’da hâkimiyet sağlamak için yetersiz kılmaktaydı. Bir yandan da Türkistan’ı hâkimiyet altına alma girişimi pahalıya mal olduğu için hanedanlık ekonomisi de zorlanmaktaydı. Kuzey Hunları da bu durumdan iyi bir şekilde istifade etti. Örneğin bazı Türkistan krallıklarını safına çekerek Turfan ve Hami’deki Han garnizonlarını ortadan kaldırdı. Fakat bu sefer de farklı bir musibetten nasibini aldılar. 76 yılından itibaren Orta Asya’da yine ciddi bir kuraklık baş gösterdi. Zaten bu akınlar neticesinde ekonomik anlamda yıpranmış Han Hanedanlığı için Türkistan’daki ordularına askeri destek ve iaşe sağlamak daha da imkânsız hale gelmişti. Netice olarak İmparator Chang 77 yılında Han ordusunun Türkistan’dan çekilmesini emretti.[53] Fakat burada bir istisna söz konusudur. O da Ban Chao’dur.
Hunların akınları neticesinde Türkistan’ın büyük bir kısmı Han Hanedanlığı’nın elinden çıkınca bu sırada Kaşgar ve Hotan’da bulunan Ban Chao’nun Çin ile kara bağlantısı kesilmiş oluyordu. Han orduları Çin’e çekilirken Ban Chao ve emrindeki birlikler burada sıkışmış halde kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalmışlardı. Ban Chao’nun 78 yılında İmparator Chang’a yazdığı raporda emrindeki birlikleriyle birlikte iaşelerini temin edebildiği ve bir şeye ihtiyaçlarının olmadığını anlaşılmaktadır.[54] Burada kendisine bağlı olan Kaşgar, K’ang-chü, Hoten ve Keriya şehir devletlerinden de topladığı askerlerle 10 bin kişilik bir kuvvet oluşturmuştu. Han devlet adamlarının Türkistan’daki bölgelerin ele geçirilmesini lüzumsuz görmelerine karşın Ban Chao bunu Hunların sağ kolunu kesmek için önemli görmekteydi. Yarkent ile Kaşgar topraklarının verimliliğinin Tun-huang ve Şanşan ile kıyaslanamayacak kadar yüksek olduğunu belirten Ban Chao buraya yapılacak askeri müdahalede ordunun merkeze masraf çıkarmayacağını belirtiyordu. Bu yüzden amacının bilincinde olarak faaliyetlerini sürdürecekti.[55]
Kendisine oluşturduğu ufak bir güce karşılık Kuça ve K’ang-chü ise Ban Chao’ya karşı bölgede bir tehdit oluşturmaktaydı. Han ordularının tekrar gelemeyeceğini düşünen Yarkent’in de tabi olmasıyla gücüne güç katan Kuça’nın durumu iyiydi. 73-94 yılları arasında Kuça krallığı, sağlam politikalarla Türkistan’da üstünlüğünü sürdürmekteydi. Ban Chao’ya göre Kuça’nın ortadan kaldırılması Çin ile aradaki yolun bağlantısını sağlayacaktı.[56]
Ban Chao bölgede gayrinizami harp usullerine göre savaşlar düzenleyerek varlığını düşman şehir devletlerine karşı sürdürmekteydi. Fakat ordusu sınırlıydı ve kendisi için şartlar gittikçe zorlaşmaktaydı. Bu yüzden bekası için yeni müttefikler aramaya başladı. Bir yandan batıda Semerkant krallığı ile Kuşan (貴霜)[57] krallığına Han Hanedanlığı adına elçiler gönderip ilişkiler kurdu. Diğer yandan da İmparator Chang’a Wusunlarla ittifakın yenilenmesini teklif etti. İmparator Chang, hanedanlığın tekrar bir savaşa girmesine taraftar değildi. Buna rağmen hanedanlık lehine yapılacak mücadelelere de uzaktan destek vermeyi ihmal etmedi. Kısacası şartlar Çin’den uzakta olan Ban Chao için şimdilik olumsuzdu. Muhtemelen Kang-chü ve Hunlar arasında tehdit altında kalmaktan endişelenen Wusunlar ise tarafsız kalmayı tercih etmişti. Kuşanlar ise güvensizlik yaratmaktaydı. Çünkü bir yandan 80-130 yılları arasında Hunlarla Tarım Havzası ve Kaşgar için mücadelelere girişirken diğer yandan Sasanilerle uğraşmaktaydı.[58] Ayrıca 90 yılında Kuşan kralının Han Hanedanlığı’ndan bir prenses ile evlenme isteğinin reddedilmesi üzerine Kuşanlıların ordu göndererek Ban Chao’ya karşı Kuça’yı destekleme girişiminde bulunmaları – başarısız olsalar da – Kuşanlar hakkında duyulan güvensizliğin boşa olmadığının göstergesi olacaktı.[59] Kaşgar’da sıklıkla isyanlar yaşanacak, bunu fırsat bilen Semerkant ise daha sonra 84 yılında Kuça ile birlikte Han Hanedanlığı’na karşı birleşecektir.[60] Ban Chao için ise şartlar daha sonra onun lehine değişecektir.
Kuzey Hunları Türkistan’ın bazı zengin ve değerli bölgelerini kaybetmiş olsa da diğer yandan bazı önemli yerleri de hala elinde tutmaktaydı.[61] Bu durum askeri ve ekonomik açıdan Hunların lehine bir gelişmeydi. Fakat savaşlar sonucu hırpalanan Kuzey Hunları için durum bununla yeterli değildi. Doğudan Sienpilerle Wuhuanların, güneyden de Han Hanedanlığı akınları onları bereketli topraklarından alıkoymuştu. 80 yılına gelindiğinde Hunların elinde bereketli topraklar kısıtlıydı. Nitekim bu yetersizlikten ötürü Kuzey Hunları içerisinde sorunlar baş göstermiş, Çin’e ilticalar yaşanmıştır. Mesela 83 yılında Kuzey Hunlarının bir kısım ileri gelenleri ve onlara bağlı boylar Çin sınırındaki Wuyüan’a gelip teslim olmuşlardı.[62]
84 yılına gelindiğinde büyük kayıplar vermiş bulunan Kuzey Hunları artık Han Hanedanlığı ile iyi geçinmeyi, serbestçe ticaret yapabilmeyi arzulamaktaydı. Kuzey Hunlarının Şanyüsü[63], Han imparatoruna bir mektup yazıp artık düşmanlığın bitmesini, her iki memleket arasında karşılıklı mal değiş-tokuş ederek ticaret yapılmasını teklif etti. Sınır ötesinde savaşlarla devletin gücünü tüketmek istemeyen İmparator Chang bu teklifi olumlu buldu. Kuzey Hunlarından elçiler kabul eden Han Hanedanlığı, sulh ve ticaret antlaşması imzaladı. Fakat bu olumlu gelişme uzun sürmedi. Çünkü Güney Hunları bu yakınlaşmadan rahatsız olmuştu. Kuzey Hunlarının beyleri Çin’e sığır ve at satmak için sınırdaki pazara giderken Güney Hunlarının yağmasına uğramışlardı. Bu durum anlaşma sağlamış olan Han Hanedanlığı ve Kuzey Hunları arasında bir gerilim yarattı. Sınır pazarındaki Han komutanı Güney Hunları’nı imparatora şikâyet etmiş, bunun üzerine İmparator Chang barışın devamı için yağma edilen malların para ile karşılığının ödenmesini sağlamıştır.[64] Netice olarak Kuzey Hunlarının yapacağı ticaret Güney Hunları tarafından engellenmişti. Bu ticaret girişimi devlet izniyle Hunlarla yapılan resmi ticarete ait en son haberdir. Bundan sonra Kuzey Hunları’yla bir resmi ticaret kaydı gözükmez.[65]
Han Hanedanlığı, Güney Hunlarının bu fevri hareketi karşısında onları cezalandırmadı. Çünkü Han sarayı Hunlar için iki taraflı bir politika sergilemekteydi. Bir yandan Kuzey Hunları ile ticaret ve sulh anlaşması yapmakta, diğer yandan da onların kellelerini getirenlere ödüller vermekteydi. Bir yandan Kuzey Hunlarının mallarını yağmalayan Güney Hunları’nı cezalandırmamakta, öbür yandan onlara vasal muamelesi yapıp güçlenmelerini engellemekteydi.[66]
Ticaretin engellenmesi, zayıflamakta olan Kuzey Hunları için hiç de iyi olmadı. Kuzey Hunlarının Han Hanedanlığı ile yaptığı ticaret girişimi olumlu amacına rağmen Güney Hunlarının engellemesiyle sonuçlanmış, bu olumsuz gelişme Kuzey Hunlarının kendi içlerinde yaşadığı bunalımları ve ayrılıkçı hareketleri arttırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Nitekim 85 yılına gelindiğinde Kuzey Hunlarının ileri gelenlerinden 73 kişi beraberindekilerle birlikte Çin’e sığındı.[67] Kuzey Hunları 87 yılında bu sefer de Tinglinglerin desteklediği Sienpilerin taarruzuna uğradı.[68] Bu taarruz sırasında Yu-liu Şanyü (優留單于) öldü.[69] Sienpiler bu taarruzdan sonra geri çekildi fakat bu taarruz Kuzey Hunları’nda karışıklık çıkarmaya yetmişti. Yaşanan karışıklıklar sonucu 200 bin kişi ve 8 bin askerin bulunduğu 58 boy 87 yılında Çin sınırlarında Ordos, Şansi ve Şensi vilayetlerindeki bazı noktalara (Yün-chung, Wu-yüan, Sho-fang, Pei-ti) gelip Han Hanedanlığı’nın tabiiyeti altına girdi. Bu felaketlerin üstüne aynı yıl bir kıtlığın daha meydana gelmesiyle Kuzey Hunları iyice kan kaybetmiş oluyordu.[70]
Kuzey Hunlarının bir kısmı Çin’e iltica ederken bu sırada Han Hanedanlığı’nın iç siyasetinde de bozulmalar yaşanmaktaydı. Han Hanedanlığı’nda 89 yılında taht değişikliği yaşanmış, İmparator Chang’ın yerine tahta çocuk yaştaki Ho Di (和帝, 88-106) çıkmıştı. Onun devrinde Çin’de arazi sahipçiliği artmakta, bu artış bir kısım büyük arazi sahiplerinin oluşmasına ve kendi aralarında mücadeleler yaşanmasına sebep olmaktaydı. Ayrıca İmparator Ming döneminden itibaren artan saray görevlileri devlet içinde karışıklıklar çıkaracaktır.[71] Diğer yandan Güney Hunları’nda da bir istikrarsızlık yaşanmaktaydı. 85 ve 88 yıllarında üst üste Şanyüleri ölen Güney Hunları artık o derece bunalımdaydı ki Han Hanedanlığı’ndan Kuzey Hunlarının yok edilmesini ve topraklarının Güney Hunları’na verilmesini istemekteydi. Tampon görevi gören Güney Hunları artık Kuzey Hunları ile çarpışmaktan yılmışlardı. Bir yandan da eski devlet yapılarına kavuşmak istiyorlardı. Çünkü Han tabiiyeti altında bir devlet yapılarının olduğunu söylemek mümkün değildir. Hanedanlık ise bu isteği gerçekleştirmeye yanaşmadı. Nitekim ileride bahsedeceğimiz Han Generali Tou Hien’in akınlarıyla bu istek ortadan kalkacaktır.[72]
Kuzey Hunlarının Sienpilerden büyük bir darbe alması ve 89 yılında tahta çocuk yaştaki Ho Di’nin çıkması o sırada Doğu Türkistan’da bulunan Ban Chao için elverişli şartlar yarattı. 74 yılındaki Türkistan akınlarında görev almış Keng Ping Gansu’da göreve getirilmişti. Keng Ping, Ban Chao’yu ve yeni bir Türkistan akınını desteklemekteydi. Çin’i çocuk yaştaki Ho Di’nin yerine dul İmparatoriçe Tou idare etmekteydi. Bir toplantı sırasında General Keng Ping, savaş yoluyla otoriteyi genişletmekten yana olan İmparatoriçeyi yeni bir Türkistan akınına ikna etmeyi başardı. İşte bu akınlardır ki artık Kuzey Hunlarının akıbetini tayin edecektir.[73]
Düzenlenecek bu akınlar için 74 yılının Türkistan akınlarındaki ünlü kumandan General Tou Ku’nun yeğeni, ayrıca imparatoriçenin kardeşi olan Tou Hien getirildi. Onun yanında General Keng Ping ve Ban Chao’nun kardeşi Ban Gu da yer aldı. Bu ikisi akının idaresinde ve amacında önemli rol oynayacaktır. Tou Hien’in diktirdiği zafer anıtında Han ordusunun 88 yılının Ekim ayında yola koyulduğu ve sınırlarda kışladığı, 89 yılının Temmuz ayında ise Hunlara karşı akın düzenlendiği görülmektedir. Han Hanedanlığı önceki Türkistan akınlarından ders çıkarmış olmalı ki bu süre zarfı içerisinde hem ciddi hazırlıklar yapmış hem de hava şartlarının iyileşmesini, toprağın kurumasını beklemiş olmalıdır. Ayrıca bu sefer General Tou Hien’in yanında daha önceki Türkistan akınlarında Hunlarla mücadele etmiş, onları iyi tanıyan tecrübeli General Keng Kung vardı.
General Tou Hien ve General Keng Kung Chi-lu adlı karargâh bölgesinden, Tu-liao Generali Teng Tung ise Ku-yang bölgesinden hareket etti. General Tou Hien’in emrinde 8 binlik bir kuvvet vardı. Güney Hunları Şanyüsü Dun-tu-he (屯屠何, 88-93) de 30-40 bin kişilik bir kuvvetle Man-i vadisinden ordularıyla hareket etti.[74] Bu 3 kol Cho-yeh (Zhuoye) dağında buluştular. Tou Hien 10 bin kişilik bir öncü kuvveti ileri doğru sürdü ve Chi-lo (Jiluo)[75] dağında Kuzey Hunları ve bu öncü birlikler kafa kafaya geldi. Meydana gelen savaşın neticesinde Kuzey Hunları ağır bir mağlubiyet aldı. Kuzey Hunlarının Şanyüsü kaçmak zorunda kaldı. Han ordusu bu savaşta büyük miktarda esir aldı.[76] Kuzey Hunları, barış sağlamak ve Han Hanedanlığı’na bağlılık bildirmek için Şanyünün kardeşi olan Sağ Wen-yü-ti kralını haraçlarla Han sarayına rehine olarak gönderdi. Fakat bizzat Şanyünün gelmesini isteyen Han sarayı onu geri gönderdi. Böylece Kuzey Hunlarının Han Hanedanlığı ile anlaşma çabaları sonuçsuz kalmıştı.[77]
Bu zaferden sonra Han ordusunun yönünün tekrar Türkistan’a çevrilmiş olduğunu görmekteyiz. İlk olarak General Tou Hien 75 yılında kaybedilen Hami şehrini tekrar elde etmek için General Yen P’an’ı buraya gönderdi. Yen P’an, 2 bin kişilik bir kuvvetle ani bir baskın yaparak Hami şehrini ele geçirdi. Bu sıralarda Doğu Türkistan’da bulunan Ban Chao ise Hindistan ve Doğu İran’ı elinde bulunduran Kuşan Devleti’nin Pamirler üzerinden gönderdiği bir ordu ile mücadele etmiş, Doğu Türkistan’ı ele geçirmeye çalışan Kuşanları mağlup etmişti.[78] Grousset’e göre yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu Kuşan ordusu Kuça’yı Ban Chao’ya karşı desteklemek için gönderilen ordu idi. Fakat Klyaştornıy’ın yazdıklarından yola çıkacak olursak Tarım havzasında gözü olan Kuşanların 80-130 yılları arasında bu bölge için Hunlarla da mücadele ediyor olması, Eberhard ve Ögel’in de Kuşan ordusunun bir işgal amacı taşıdığını belirtmesi Kuşanların bu orduyu göndermesinin ardında sadece Kuça’ya destek verme amacı taşımadığını göstermektedir.[79] Nitekim Ban Chao’nun Kuşan ordusunu bozguna uğratmasıyla Kuşanlılar Han Hanedanlığı’na karşı samimi ilişkiler yürütmekten yana oldular.
Kuzey Hunlarının durumu vahim bir vaziyet almıştı. Bu sefer Kuzey Hun Şanyüsünün 90 yılında tekrar Han Hanedanlığı ile barış müzakereleri kurmaya çalıştığını görmekteyiz. Şanyü, rehine olarak gönderdiği kardeşinin Han sarayı tarafından geri gönderilmesi üzerine bu sefer bir elçi göndererek Hanlara itaat ettiğini belirtti ve imparatordan kendisinin kabul edilmesini istedi. Tou Hien için bu olumlu bir gelişmeydi. Yapılacak olan bir barış Tou Hien’in itibar kazanması için önemli olabilirdi. Dolayısıyla Tou Hien, Kuzey Hunlarının Şanyüsünü karşılamak için Ban Gu ile General Liang-Fen’i görevlendirdi. Tam da bu sırada Güney Hun Şanyüsü Dun-tu-he tarafından görevlendirilen ve “Aslan” lakabıyla tanınan bir Hun beyi ve ona destek veren bir Han generali ellerinde bulunan kuvvetlerle Kuzey Hunlarının Şanyüsüne baskın yaptı.[80] Baskına uğrayan Kuzey Hun Şanyüsü elindeki bin kişilik bir kuvvetle 8 binin üzerinde olan Güney Hunlarına ve Han kuvvetlerine karşı kahramanca direnmesine rağmen bozguna uğradı. Yaralı bir halde oradan uzaklaşarak zar zor canını kurtarabildi. Kaçan Kuzey Hun Şanyüsünden geriye kalan ailesi, hazinesi ve hükümdarlık mührü ele geçirildi. Ögel bu baskın hakkında Tou Hien’in Türkistan politikalarından ve Kuzey Hunlarıyla barış görüşmelerinden memnun olmayan Han sarayının bu barış görüşmelerini baltalamış olabileceği kanaatindedir. Güney Hunlarının cezalandırılmaması da Ögel’in bu görüşünü desteklemektedir. Kuzey Hunları bu olaydan sonra 104 yılına kadar Çin’e barış eli uzatmadı.[81] 91 yılına gelindiğinde ise Kuzey Hunları için geri dönülmez bir evre başlar. General Tou Hien için de Kuzey Hunları için de artık barış müzakereleri kurmak olanaksızdı. Bu nedenle General Tou Hien, General Keng K’ui ile Jen Shang’ı Chü-yen[82] adlı karargâhtan harekete geçirdi. Han ordusu Etsin Gölden kuzeye doğru yola çıktı. Bu sırada Kuzey Hun Şanyüsünün karargâhı Barköl ile Altay dağları arasında yer almaktaydı.[83] Han ordusu bu bölgeye ulaşınca savaş patlak verdi. Sonuç yine Kuzey Hunlarının aleyhine oldu. Bu savaşta Şanyünün annesi Yen-chih[84] esir alındı. Kuzey Hun Şanyüsü ise tekrar kaçmak zorunda kaldı. Tek bilinen şey Hun hakanının otağını batıya taşımak zorunda kalmasıydı fakat net olarak nereye gittiğine dair bir haber alınamadı. Bu yıllara ait vesikalara göre Kuzey Hunlarının Şanyüsü ve diğer yöneticiler Orhun ırmağının batısındaki eski başkent olan Ötüken bölgesini bırakıp Altay Dağları üzerinden Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki İli Havzasına yönelmişti. Klyaştornıy da Şanyünün diğer Kuzey Hun boylarıyla birlikte Wusun topraklarına kaçtığını belirtir ki buralar Yedisu ve Doğu Kazakistan bölgelerini kapsamaktaydı.[85]
Şanyünün kardeşi ve aynı zamanda Sol Luli Prensi olan Yü-ch’u-kien (於除鞬單于 91-93)[86] bu olaydan sonra kendisini Şanyü ilan ederek Han Hanedanlığı ile barış masasına oturmak istedi. General Tou Hien ise saraya bir rapor sunup Kuzey Hunlarının varlığının bozkırdaki denge politikasında önemli olduğunu ifade ederek bu barış teklifini destekledi. Han yönetimi de müzakereleri başlattı fakat bazı devlet adamlarının bu müzakerelerin Güney Hunları’yla yapılan anlaşmaya ters düşeceğini belirtmesi müzakereye balta vurdu. General Tou Hien tam da bu sıralarda tutuklanıp idam edildi.[87] Kendisine destek olan Tou Hien’in öldürülmesiyle Yü-ch’u-kien’in Çin’e itimadı kalmadı ve kuzeye göçtü fakat bunu isyan olarak niteleyen Çin’in gönderdiği birliklerin takibatından kaçamadı. 93 yılında yakalanarak öldürüldü ve ordusu da kılıçtan geçirildi. Böylece Mo-tu soyundan gelen son hanedan üyesi de öldürülmüş oluyordu.[88]
Doğu Türkistan’da, Kuça’da yer alan Ban Chao ise Tou Hien’in 89 yılındaki seferinden sonra durumunu güçlendirmişti. Onun bu başarılarını gören imparator, 91 yılında Ban Chao’yu “Doğu Türkistan Genel Valisi”[89] yaptı. Artık Hunlardan ciddi bir tehdit görmeyen Ban Chao, Kuça’yı, Aksu’yu ve Uç Turfan’ı Han Hanedanlığı’na tabi kıldı. Son olarak 94 yılında orduyu Karaşar’a yürütüp karargâhını kuranı Ban Chao burada ele geçirdiği Karaşar kralı Kuang da dâhil olmak üzere birçok kişiyi Türkistan Genel Valisi Ch’en Mu’nun öldürüldüğü yerde infaz ettirdi. Ardından şehirde ordusuna yağma emri verdi. Karaşar’da bilanço 5 binden fazla kelle, 15 bin esir, elde edilen ganimet ise 300 bin baş evcil at, sığır ve koyun idi.[90]
Karaşar’ın da ele geçirilmesiyle bütün Tarım havzasında Han Hanedanlığı hâkimiyeti sağlanmış oluyordu.[91] Böylece Ban Chao 102 yılında ölene dek Türkistan’a hâkim oldu.[92] Bu dönem Tarım havzasında ve Beşbalıg bölgesinde Han Hanedanlığı hâkimiyeti tamamen yerleşti.[93] Hou Han-shu’dan(Sonraki Han Hanedanlığı Tarihi) anladığımıza göre burada bulunduğu zamanlarda Ban Chao bir de 97 yılında Roma İmparatorluğu’na[94] Gan Ying (甘英) adında bir elçi gönderdi. Roma’ya varmasa da Batı Denizi’ne vardığı kaydedilen bu elçi muhtemelen Akdeniz, Karadeniz veya Basra Körfezi’ne kadar varmıştı. Daha önce bu kadar batıya giden bir elçilik heyeti olmamıştı.[95]
Dönemin Çin kaynaklarında Kuzey Hunlarının 91 yılındaki yenilgisinden sonra nereye gittikleri hakkında pek malumat bulunmamaktadır. Dolayısıyla 93 ve 105 yılları Hunlar hakkında karanlıkta kalmaktadır. Daha sonra Tabgaçlar (拓跋,To-pa) devrine ait vesikalardan anlaşıldığı üzere 91 yılında büyük bir yenilgiye uğrayan Kuzey Hunları yukarıda belirttiğimiz gibi eski başkentleri Ötüken’i bırakıp Batı Türkistan’a göç etmişlerdi. Onlarla birlikte batıya göç etmeyen 100 binden fazla aile ise Ötüken’de kalmaya devam etmişti. Daha sonra Ötüken bölgesinin Sienpiler tarafından ilhak edilmesiyle Hunlardan geriye kalan bu kitle de Sienpilerle karışarak onlarla birlikte anılmaya başlayacaktı.[96] Daha önce Sienpilerin ve Wuhuanların akınları neticesinde doğuda hâkimiyeti kaybeden Kuzey Hunları son olarak gittikçe güçlenen Sienpiler ve Çinliler tarafından batıya itilmişlerdi.[97] Czegledy Hunların Wusun topraklarının batısına, İli bölgesine doğru göç ettiğini fakat Hunların Şanyüsünün Wusunların ülkesinin kuzeyine doğru yöneldiğini ifade eder.[98] Wusunların batısına yönelen Kuzey Hunları aynı yıl Kuça’nın[99] 1000 mil kuzeyine[100] gidip Wusunların kuzey batısında Yüeban (Yüeh-Pan) adında ayrı bir devlet oluşturdu.[101] Kafesoğlu’na göre Batı Türkistan’a göç eden Kuzey Hunlarından Yüeban’ları oluşturanlar hariç geri kalan kısmı ise, daha önceleri Cici Şanyü (郅支骨都侯單于, 56-36) döneminde Güney Kazakistan’a yerleşen Hunlarla birleşmişlerdi.[102] Bunlar Czegledy’nin belirttiği gibi Kanglıların bölgesinin bulunduğu Kuzey Sirderya’ya doğru ilerleyen Hunlar olmalıdır.[103] Böylece ilerleyen zamanlarda İli bölgesi ile Sirderya arasındaki topraklar Hunların ağırlıklı merkezi olacaktı.
104 yılına geldiğinde Kuzey Hunları Çin’e bir elçi gönderip barış ve dostluk antlaşması yapmak ve Çin’e tabi olmak istediklerini söylediler. Bunun mukabilinde haraç gönderip Huhanyeh (呼韓邪單于, MÖ.58-31) devrinde Hanlarla yapılmış olan eski antlaşmayı da yenilemek istediler. Fakat Han Hanedanlığı istediği şartların yerine getirilmediğini öne sürerek Hunların bu isteklerini kabul etmediler. Kuzey Hunları bu sefer daha çok hediye ile birlikte elçi gönderseler de Çinliler bu elçiye herhangi bir cevap vermedi.[104] Bunun üzerine Türkistan’da bir isyan hareketleri baş gösterdi. Bu isyanı anlatmadan önce Türkistan’daki duruma bir göz atalım.
Bu sırada Kuça’da Doğu Türkistan Genel Valisi Ban Chao ve onunla birlikte bölgede varlığını sürdüren Han kolonisi vardı ve 93 yılında Kuzey Hunlarının mağlup olmasından sonra Türkistan’da yerini iyice sağlama almıştı. Han Hanedanlığı 80 yıllarından itibaren artık Ban Chao’ya yardım edecek durumda olamadığından Ban Chao deyim yerindeyse kendi başının çaresine bakmaktaydı.[105] Bunun dışında iç sıkıntılarla ve 97 yılından itibaren kuzeyden Sienpi akınlarıyla[106] uğraşan Han Hanedanlığı’nın bölgeyle ilgilenecek gücü de kalmamış, buralara ilgisinin azaldığı gibi artık barışçı ve pasif bir politika takip eder olmuştu.
Ban Chao iyi bir asker olduğu kadar ayrıca iyi bir liderdi fakat artık yaşlanmış bir haldeydi. Türkistan’da 36 yıldır bulunmaktaydı ve artık eskisi kadar güçlü değildi. Bu yüzden 100 yılında imparatora bir mektup yazıp durumu anlattı. Doğduğu toprakları özlediğini, kendisinin Türkistan’dan alınıp Çin’e götürülmesini istedi. Hanedanlık bu isteği gerçekleştirip onun yerine birkaç general tayin etti.[107] Ban Chao bir kitap istinsahçısı olarak başladığı Lo-yang’da bu sefer başarılı bir general olarak 71 yaşında hayata gözlerini yumdu. Büyük oğlu Ban Xiong (班雄) onun görevini devraldı.[108]
Yapılan bu değişiklikten sonra 106 yılında Türkistan şehir devletleri ortak bir biçimde Han Hanedanlığı’nın Türkistan Genel Valiliği’ne karşı bir isyan başlattı. Türkistan Genel Valiliği’nin bu isyanlar karşısında oldukça hırpalanması üzerine Han Hanedanlığı, askerlerini bölgeden tahliye etme ve Türkistan’ı boşaltma kararı aldı.[109] Bunda nitekim Çin’den uzakta bulunan Türkistan’ın yönetilmesinin idari ve iktisadi bakımdan artık güç oluşunun yanısıra Han Hanedanlığı’ndaki ekonomik bunalım ve sık sık imparator değişimlerinden dolayı ülkede yaşanılan istikrarsızlık gibi iç dinamikler de etkili olmuştur.[110]
Han Hanedanlığı’nın Türkistan’dan geri çekilmesi üzerine Kuzey Hunları harekete geçip Türkistan şehir devletlerinin bir kısmını ele geçirmeyi başardı. Konum itibariyle Kuzey Hunlarının bakiyeleri artık Barköl gölünden Batı Denizi’ne kadar uzanan bölgeler arasında bulunmaktaydılar. Burada Batı Denizi’nden kast edilen yer büyük ihtimalle Aral Gölü olmalıdır. Han Hanedanlığı’nın Türkistan’dan geri çekilmesi üzerine harekete geçen bu Hunların başında ise Kuyan adında bir boy liderlik etmekteydi.[111] 73 yılında tarih sahnesinde görülen bu Hun boyunun başlangıçta soylu bir hakan boyu olduğunu Ögel vurgulamaktadır.[112]
Hunlarla Han Hanedanlığı arasında uzun yıllar süren savaşın en önemli kısmı “Batı Bölgeleri” olarak adlandırılan Doğu Türkistan’ın hâkimiyeti üzerinedir. Kimi zaman Hunların, kimi zaman da Hanların egemenlik kurduğu bu münbit topraklar Ban Chao döneminde ise farklı bir tarihe şahitlik etmiştir. Türkistan’ın ele geçirilmesinin Hunların sağ kolunu kesmek olduğunun bilincinde olan Ban Chao doğrudan olmasa da arka planda Kuzey Hunlarının 91 yılında yaşadığı büyük bozguna neden olmuştur. Kuzey Hunlarının bertaraf edilmesiyle Türkistan’ın münbit topraklarında merkezden destek görmediği halde bazen nizami, bazen de gayrinizami harp usulleriyle egemenlik sağlamayı başarmıştır. İmkansızlıklara rağmen bölgedeki zafiyetlerden faydalanabilmesi, idari ve askeri zekasıyla oldukça sıra dışı bir profil çizmektedir. Türkistan’da uzun zaman boyunca süren Han Hanedanlığı hâkimiyeti onun yaşlanıp Doğu Türkistan Genel Valiliği’nden ayrılması ve Lo-yang’da hayatını kaybetmesiyle sarsılmış, 106 yılında Han Hanedanlığı Türkistan’dan çekilmiştir.
Ban Chao’nun küçük oğlu Ban Yong (班勇) da babasının Türkistan’dan çekilmesinden sonra bölgede zedelenen Han Hanedanlığı hâkimiyetini tekrar tesis edip Hunların Kuyan boyunu bozguna uğratarak önemli bir başarı elde etmişti. Bu özelliğiyle babasının izinden gittiği anlaşılmaktadır. Fakat bir Han prensesi ile evli olan Ban Yong’un yeğeni aldatılma nedeniyle prensesi öldürünce imparator buna hiddetlenip Çin tarihinde önemli yer edinen Ban sülalesini 130 yılında ortadan kaldırmış oldu. “Ban” sülalesinin ortadan kalkmasıyla birlikte Türkistan’ın cazibesi Çin nezdinde uzun bir süre önemini yitirdi. Çünkü Türkistan’ı idare edecek güç ve şartlar artık o dönem Çin’de mevcut değildi.[113]
Ban Chao Çin tarihinde önemli bir yer edinirken, bizim de tarihimizde Ban Chao’nun ve onun gibi birçok şahsiyetin yerini iyi değerlendirmemiz gerekmektedir.
[1] Yıldırım, Başlangıcından II. Yüzyılın Ortalarına Kadar Doğu Türkistan İle Çin Münâsebetlerine Genel Bir Bakış, 2012, s.127-128: Yazılı kaynaklardaki Türkistan kelimesi ilk kez “Turkastanak” şeklinde eski Yunanlıların İskitya kelimesine karşılık olarak VIII. yüzyılda yaşamış olan Ermeni tarihçisi Musa Horenki(Moses Xorenac’i) tarafından kullanılmış ve Batıda İtil, Doğuda İmaos yani Tanrı Dağlarının Doğu tarafları, Güneyde Maverâünnehir mukabili olan Sogd ile Arik yani Horasan arasındaki topraklara atfedilmiştir. Daha evvel Yunan kaynaklarında henüz VI. Yüzyılda Orta Asya için Türk adına bitişen Yunanca –hia- ekiyle “Turkhia” denilmişti. Avesta’da da Turan ve Türkistan kelimesi geçmekte ve Tanrı Dağlarının Doğusundan İtil(Volga) Irmağı, Seyhun ve Ceyhun, Horasan arasında kalan topraklar kastedilmektedir. Çinliler Türkistan toprakları için “Batı Toprakları” anlamına gelen “Hsi-yü” kavramını kullanmaktaydı.
[2] Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, 2015, II, s.394
[3] Kerimova, Hun İmparatorluğu ile Çin’in Doğu Türkistan Mücadelesi, Türkler Ansiklopedisi, s.1143:
[4] Onat, Çin-Türkistan İlişkilerinin Başlangıcı Hakkında Bazı Bilgiler, s.915; Tezcan, İ-i Chih-İ / İ-İ-Fa-İ ve “Beş Tuzak” (Çinlilerin Hunları Yıkmak İçin Uyguladıkları Temel Stratejiler), Türkler Ansiklopedisi, s.1134: Batılı tarihçiler, MÖ. 209-MS. 551 tarihlerine kadar Orta Asya’da kurulan ve gerek Çin’de, gerekse Doğu Türkistan’daki şehir devletçiklerinden alınan yıllık vergi veya elit tabakaya sunulan hediyelerle geçimini sağlayan devletlere “Haraç Devletleri”, bu sisteme de “Haraç Sistemi” adını vermektedirler. Hunlar, Sienpiler, Wuhuanlar ve Rouranlar bu devletler zümresine girerler.
[5] Ögel, 2015, II, s.317
[6] Loulan şehri Türkistan’ın doğusunda, Çin’in Gansu eyaletinin hemen batısında yer almakta idi. Sonradan bu şehre Şanşan adı da verilmiştir. Hunların eski toprakları olduğunu anladığımız Gansu bölgesi de Loulan’dan geçen ticaret güzergâhı üzerinde olduğu için önem arz etmekteydi. Fakat İmparator Wu(MÖ. 141-89) döneminde Hunlar Gansu bölgesinden çıkarılmıştır. O dönem ticari kaygının yanısıra Hunlarla Tibetli Qiangların olası birleşme girişiminin engellenmesinin de amaçlandığını Han Hanedanlığı Tarihi’nden(Han-shu) anlamaktayız.
[7] Ögel, 2015, II, s.31
[8] Eberhard, Çin Tarihi, 2007, s.95
[9] Grousset, Bozkır İmparatorluğu, 2006, s.69: Tarım havzasında o dönemin önemli şehir devletleri arasında kuzeyde Turfan, Karaşar, Kuça, Aksu, Uç-Turfan ve Kaşgar; Güneyde Loulan, Hotan ve Yarkent bulunmaktaydı.
[10] Ögel, 2015, I, s.323
[11] Yıldırım, Eski Çin’in Batıyla Ticarete Başlaması ve Yeşimtaşı Kapısı, 2018, s.6-7
[12] Golden, Central Asia in World History, 2011, s.42: İmparator Wu, Yüeçilerle yapılması planlanan bu ittifak için gizli olarak Çinli diplomat Zhang Qian’ı görevlendirmişti fakat bu görev sırasında Zhang Qian Hunlar tarafından yakalanıp 10 yıl boyunca esir olarak tutuldu. Bir fırsatını bularak Hunların elinden kaçıp Yüeçilere ittifak teklifini götürdü. Fakat Yüeçilerin bu ittifaka yanaşmaması nedeniyle Çin’e doğru geri döndüğü sırada Hunlar tarafından tekrar yakalandı. Son olarak Hunların elinden kurtulup Çin’e kaçtı. Bu süre zarfında yaşayıp gördüklerini bir seyahat raporu haline getiren Zhang Qian, Hunlar ve Türkistan hakkında edindiği bilgileri İmparator Wu’ya sundu. Bu istihbarat bilgilerinin Çin’in batıya yönelişinde büyük etkisi vardır.
[13] Yıldırım, Çin Kaynaklarında Türkistan Şehirleri, 2013, s.19-20
[14] Deguignes, Hunların, Türklerin, Moğolların ve Daha Sair Tatarların Tarih-i Umumisi, 1923, s.331
[15] Eberhard, 2007, s.106; Yıldırım, 2012, s.139, Sinor, Erken İç Asya Tarihi, 2017, s.203-204
[16] Hotan kralı Yarkent kralını yendiği zaman karşısında 5 Hun generalinin komutasında, Türkistan’daki 15 şehir devletinin askerlerinin de bulunduğu 30 bin civarındaki bir ordu ile karşılaşmıştır. Bu 15 şehir devleti askerlerini verirken Hunlar da orduyu sevk ve idare edecek generallerini vermişlerdi. Buradan Türkistan’ın Hunlar için askeri öneminin de olduğunu söyleyebiliriz.
[17] Deguignes, 1923, s.338, Ögel, 2015, II, s.245 vd.; Taşağıl, Kök Tengri’nin Çocukları, 2015, s.74
[18] Gumilev, Hunlar, 2013, s.219
[19] Kuzey ve Güney Hunlarının birleşip Türkistan’ı da saran bir devlet kurması demek Çin’in batı ile olan ticaretine engel olması ve Hunların Çin’e akınlar düzenleyip zarar vermesi demekti. Böylece Çin hem içten hem de dıştan bir tehdit durumu yaşayacaktı.
[20] Eberhard, Muahhar Han Devrinde(MS.25-220) Hun Tarihine Kronolojik Bir Bakış, 1940, s. 347-348
[21] Deguignes, 1923, s.338
[22] Eberhard, 2007, s.108; Ögel, 2015, II, s.252
[23] Gumilev, 2013, s.220
[24] Eberhard, 1940, s. 351; Crespigny, Hun Konfederasyonunun Bölünmesi ve Yıkılması, Türkler Ansiklopedisi, s.1158: İmparator Ming’in almış olduğu önlemlerden birisi de Wuyüan’da General Liao’yu Hunlara karşı konuşlandırmak oldu.
[25] Gumilev, 2013, s.224. Çin’in kuzeyindeki bu Hun akınlarına Şanşan, Kuça ve Turfan da katılmıştır.
[26] Ögel, 2015, II, s.252; Taşağıl, 2015, s.74, Eberhard, 1940, s.352
[27] Han Hanedanlığı Tarihi, 2015, s.85-87: Wang Mang’ın Hunları imha etme planına General Yen Yu karşı çıkarak Hunlara akın yapmanın zorluklarına geçmişteki olaylara dayanarak değinmiştir. Bunlara kulak asmayıp bildiğini okuyan Wang Mang ülkede huzursuzluğa neden olmuştur.
[28] Eberhard, 2007, s.101-107
[29] Ögel, 2015, II, s.254
[30] Eberhard, 1940, s.35
[31] Kırilen, Göktürklerden Önce Türkler, 2015, s.17
[32] Deguignes, 1923, s.362
[33] Deguignes, 1923, s.339
[34] Ögel’e göre Güney Hunlarının bir kısmı Kuzey Hunlarının Han Hanedanlığı tarafından ortadan kaldırılmak istenmesine karşıydılar. Han ordusunun 3. ve 4. kollarının başarısızlık sebepleri yolların uzunluğu ve bölgenin genişliğine ek olarak Han ordularında yer alan Güney Hunlarının Han generalleri ile anlaşamamazlıkları ve bu akınların Güney Hun topraklarından başlamış olmasıdır.
[35] Ögel, 2015, II, s.254-258
[36] Eberhard, 1940, s.354
[37] Deguignes, 1923, s.341
[38] Ögel, 2015, II, s.264-267: Bir diğeri de Hami şehrinde kurulan bu askeri garnizonların kurulmasındaki sebep Turfanın ve Hami’nin Hunlara yakın olmasından dolayı idi. Askeri garnizonlar Hunlara karşı daha etkili ve merkezden ordu göndermekten daha avantajlı idi. Fakat Han Hanedanlığı için bu garnizonların iaşesi büyük ekonomik yükümlülükler gerektirmekteydi. Han ordusunun bir kısmı garnizonlar açmak yerine güçlü olanın tarafını tutan Türkistan beyliklerinden istifade etmekteydi. General Ban Chao’nun yaptığı da aslında budur. 78 yılında yazdığı bir raporda askerlerinin Türkistan’da kendi iaşelerini sağladığını ve iaşe için bir ödeneğe ihtiyaçları olmadığını belirtir. Bununla birlikte Ban Chao’nun faaliyetlerine baktığımızda da bunun gayrinizami harp olduğunu görürüz.
[39] Yıldırım, 2013, s.110
[40] Grousset, 2006, s.72
[41] Bu Hun elçiliklerinin amacı Han Hanedanlığı’na karşı Şanşan ve Hotan beylerini denetim altında tutmak ve bu bölgelerin Çin’e karşı savunulmasını sağlamaktı.
[42] Gumilev, 2013, s.226: Grousset, 2006, s.72-73
[43] Ögel 2015, II, s.259-264
[44] Gumilev, 2013, s.226, Ögel, 2015, II, s.270, Grousset, 2006, s.73
[45] Ögel, 2015, II, s.268-269
[46] Eberhard, 1940, s. 356
[47] Grousset, 2006, s.73: Grousset’e göre yeni gelen Han ordularının geri çekilişi ve Keng Kung’un Çin’e dönüşü yeni imparator Chang’ın onları geri çağırmasından kaynaklıdır. Bu çağrı Ban Chao’ya da yapılacak fakat ileride bahsedeceğimiz faaliyetlerinden de anlaşıldığı üzere o imparatorun bu çağrısına kulak asmayacaktır.
[48] Deguignes, 1923, s.342
[49] Tezcan, İ-i Chih-İ / İ-İ-Fa-İ ve “Beş Tuzak” (Çinlilerin Hunları Yıkmak İçin Uyguladıkları Temel Stratejiler), Türkler Ansiklopedisi, s.1127: O dönemde bir yazar durumu şöyle anlatır: “Kuzey Barbarlarının (yani Hsiung-nular) iki gruba bölünmüş olması ve birbirlerine karşı savaşlara girişmiş olmaları gibi Tanrı tarafından verilmiş böyle bir şansa sahibiz. Barbarlara saldırmak için barbarları kullanmak devletimizin avantajınadır.(Yü 1967, s. 15)
[50] Ögel, 2015, II, s.283; Eberhard, 1940, s.356-357: Kuzey Hunlarına karşı burada başarı sağlayan Güney Hunları da tıpkı soydaşları gibi kuraklık ve çekirge istilaları sebebiyle kıtlık yaşamaktaydı. Fakat Kuzey Hunlarına göre şanslılardı. Çünkü tabi oldukları Han Hanedanlığı 30 binden fazla Hun’a yiyecek verip onlara bakmışlardı.
[51] Çinliler buraya I-wu-lu derdi
[52] Gumilev, 2013, s.227; Eberhard, 1940, s.357
[53] Gumilev, 2013, s.227
[54] Eberhard, 2007, s.10
[55] Grousset, 2006, s.74; İlgili rapor mektubunun tamamı için bkz. Yıldırım, 2013, s.115-116
[56] Yıldırım, 2013, s.116
[57] Czegledy, Turan Kavimlerinin Göçü, 1999, s.45,65; Mete Han ve oğlu Ki-ok devrinde kendilerine yapılan akınlardan arta kalan Yüeçiler batıya, Wusun’ların topraklarına doğru göç etmiş, oradan da Wusunların kovmasıyla Baktria bölgesine göç etmek zorunda kalmışlardı. MS. 10 yılı civarında I. Kuzulakadphises, Yüeçi boylarını tek bir yönetim altında toplayarak Afganistan ve Hindistan’a kadar yayılacak olan Kuşan Hanedanlığını kurmuştur. Kuşan Hanedanlığı’nı oluşturan bu Yüeçilerin dışında Küçük Yüeçiler denilen bir kısım da Mo-tu ve Ki-ok döneminde Tibet’in kuzey doğusuna göç etmiştir.
[58] Klyaştornıy, Kadim Avrasya’nın Bozkır İmparatorlukları, 2018, s.57
[59] Grousset, 2006, s.75
[60] Ögel, 2015, II, s.274-276, Gumilev, 2013, s.227-228
[61] Mesela Kuzey Hunlarının 77 yılında Çin garnizonunun bulunduğu önemli bir şehir olan Hami şehrini ele geçirmesi başarıdır. Fakat bu sefer de bereketli topraklara sahip Yarkent ve Hotan şehirlerine giden yollar buralarda Ban Chao’nun faaliyet göstermesi sebebiyle kesilmişti.
[62] Eberhard, 1940, s.357; Deguignes, 1923, s.343; Deguignes’e göre Çin’e iltica edenlerin miktarı 30 bin kişi, 20 bin çift at, 100 bin sığır veya koyundur.
[63] Muhtemelen bu Şanyü You-liu(優留單于, ?-87) olmalıdır.
[64] Han Hanedanlığı, bu yağma edilen malların para karşılığını ödemişti. Fakat Kuzey Hunlarının paraya ihtiyacı var mıydı? Kuzey Hunlarının 84 yılında mal değiş tokuş teklifi yapmaları, Hunların paradan çok ipek gibi diğer mallara ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.
[65] Onat, Han Döneminde Hun-Çin Ekonomik İlişkileri(MÖ. 206 – MS. 220), 1987, s.622
[66] Ögel, 2015, II, s.285
[67] Ögel, 2015, II, s.284-285, Eberhard, 1940, s.357-358, Gumilev, 2013, s.233: Bu 73 sayısı ne anlama gelmektedir? Ögel ve Eberhard bunun 73 Kuzey Hun ileri geleni olduğunu söylerken Gumilev bunu 73 boy olarak göstermektedir. 73 kişi Kuzey Hunlarının ileri gelenlerinden ise o halde bunların belirli çevreleri olması gerekir. Biz bunu 73 Kuzey Hun ileri geleni dışında boyları veya maiyeti olarak düşünmekteyiz.
[68] Kırilen, 2015, s.17; Tezcan, a.g.e, Türkler Ansiklopedisi, s.1127: Burada anlaşıldığı üzere Çinliler i-i-fa-i politikasını uygulayıp Sienpileri Kuzey Hunlarına saldırtarak tek bir Çin askeri kaybetmeksizin bir savaş kazanmış oldu. Tabi bu Sienpi saldırısında Çin hediyeleri etkili olmuştu.
[69] Crespigny, a.g.e, Türkler Ansiklopedisi, s.1158: Burada Yu-liu Şanyü’nün Sienpiler tarafından yakalanarak öldürüldüğüne ve derisinin yüzüldüğüne dikkat çekilmektedir.
[70] Eberhard, 1940, s.357-358, Deguignes, 1923, s.345, Sinor, 2017, s.206
[71] Eberhard, 2007, s.109-110
[72] Ögel, 2015, II, s.288-289
[73] Ögel, 2015, II, s.287-288
[74] Tezcan, a.g.e, Türkler Ansiklopedisi, s.1128: Daha önce de bahsettiğimiz gibi Güney Hunları Kuzey Hunlarının ortadan kaldırılmasını ve topraklarının Güney Hunlarına katılmasını istemekteydi. Ögel’e göre Kuzey Hunlarına yapılan bu akınlarda Güney Hunları bu amaçla Han ordusuna bu kadar büyük bir kuvvetle katılmış olmalıdır.
[75] Ch’i-lo dağı Kao-ch’üeh’in(yüksekhisar) yakınında idi. Burası da Çin sınırında yer almaktaydı.
[76] Ögel, 2015, II, s.289-291, Gumilev, 2013, s.235, Eberhard, 1940, s.359, Deguignes, 1923, s.346, Sinor, 2017, s.205; Çinlilerin esir aldığı kişi miktarı karanlıkta kalmaktadır. Tou-hien’in Ban Gu tarafından yazılan zafer anıtına göre bu sayı 500 bin kişi olarak gözükmektedir. Gumilev, Deguignes ve Eberhard ise bu sayının 200 bin olduğunu söyler. Sinor’un kitabında Hunlar kısmını yazan Ying-shih Yü ise sayıları 200 bini bulan Hunların 81 boy halinde Han hanedanlığına teslim olduğunu söylemektedir. Bu sayıların kesinliği olmadığı için abartılı olması oldukça mümkündür. Buna rağmen teslim olup Çin tarafına geçenlerin sayısının büyüklüğünü göstermesi bakımından önemli rakamlardır.
[77] Eberhard, 1940, s.359
[78] Eberhard, 1940, s.360, Ögel, 2015, II, s.292-293, Yıldırım, 2013, s.119: Kuşanlar 70 bin kişilik bir ordu gönderdiklerinde Ban Chao emrinde bulunanlara şunları söyledi: “Yüeçilerin(Kuşan) ordusu sayıca çok olmasına rağmen binlerce li’yi kat edip Ts’ung-ling’i(Pamir) aşarak gelmişlerdir. Askeri ağırlıkları mevcut değildir. Endişe etmeye gerek yoktur. Tahılı ve erzağı elimizde tutup saklayalım. Onlar açlıktan kırılıp kendileri gelip teslim olurlar ve on güç geçmeden dağılırlar.”
[79] Klyaştornıy, 2018, s.57; Grousset, 2006, s.75, Eberhard, 1940, s.360, Ögel, 2015, II, s.292-293
[80] Bu sıralarda Güney Hunları güçlü idi. Tabiiyet altına aldıkları kişilerle nüfusları 34 bin aileye, askerlerinin sayıları ise 50 bine yükselmişti.
[81] Ögel, 2015, II, s.293-294, Gumilev, 2013, s.235, Eberhard, 1940, s.360
[82] Gobi çölünün içlerinde bulunan çöl göllerine chü-yen adı verilirdi. Buradan Altaylara olan mesafe ise 2000 mildir.
[83] Klyaştornıy, 2018, s. 55: Altay Dağları Çin kaynaklarında “Chin-wei Shan” olarak geçer.
[84] Yen-chih aslında bir isim değil unvandır ve bu unvan Şanyü’nün eşine verilirdi.
[85] Klyaştornıy, 2018, s. 55; Otkan, Tarihçinin Kayıtları’na(Shi Ji) Göre Hunlar, 2018, s.21
[86] Kendisi aynı zamanda parçalandıktan sonraki Kuzey Hunlarının ilk Şanyüsü Pu-nu’nun(蒲奴單于, 48-?) en küçük oğludur.
[87] Deguignes, 1923, s.348: Gittikçe itibarı ve gücü yükselen Tou-hien, Çin sarayı için gerek gücüyle gerek de Kuzey Hunlarının denge politikasındaki önemli yerini vurgulamasıyla dikkat çekmişti.
[88] Gumilev, 2013, s.235-236; Ögel, 2015, II, s.295-296; Eberhard, 1940, s.360-361; Kafesoğlu s.228; Deguignes, 1923, s.349: 93 yılında öldürülen Yü-ch’u-kien için Mo-tu’nu Tu-ku boyundan gelen son Şanyü olması sebebiyle Çin tarihlerinde 93 yılı Hun devletinin sonu olarak gösterilmektedir. Fakat sonraki yıllarda 19 Hun boyunun lideri olan Liu Yüan’ın(劉淵,304-309) soyunun da Mo-tu’nun boyu olan Tu-ku boyuna dayandığı ifade edilmektedir. Güney Hunlarının yönetici kadrosunun da Tu-ku boyuna mensup olduğunu düşünürsek Çin kaynakları neden Tu-ku boyunun 93 yılında yok olduğunu ifade etmektedir? Çinliler kendilerine bağlı Güney Hunları’nın Mo-tu soyundan geldiklerini düşünmemişler miydi? Bunun kasıtlı veya kasıtsız olup olmadığını bilmiyoruz fakat kanaatimce bu tartışmaya açık bir konudur.
[89] Yıldırım, 2012, s.146
[90] Yıldırım, 2013, s.120-122
[91] Grousset, 2006, s.75
[92] Eberhard, 2007, s.108-109
[93] Taşağıl, 2015, s.75; Ögel 2015, II, S.309
[94] O dönem Roma İmparatorluğu “Daqin(大秦)” olarak adlandırılmaktaydı
[95] https://www.wikiwand.com/en/Gan_Ying, S.G.T; 5.08.2020, 11:02; Gan Ying gittiği bu bölgelerin topoğrafyası ve gelenekleri hakkında önemli bilgiler derlemiştir.
[96] Ögel 2015, II, s.301
[97] Çinliler yine i-i-fa-i yani “barbara karşı başka bir barbarı savaştırma” politikasını kullanarak Kuzey Hunlarına karşı Sienpileri savaştırmış, böylece rahat etmiştir. Fakat 97 yılından beri gittikç güçlenen Sienpiler bu sefer Çin’e, özellikle de Tanshihuai döneminde saldırmaya başlayacaktır.
[98] Czegledy, 1999, s.58-5
[99] Ögel, 2015, II, s.300: Göktürkler devrinde Batı Göktürk Devleti’nin de Başkenti Kuça’nın kuzeyinde idi ve Akdağ olarak bilinmekteydi. Ögel’e göre Kuça’nın kuzeyinin bir otağ yeri olarak kullanımı Hunlar zamanından kalma bir alışkanlıktır.
[100] 1000 mil yaklaşık 1.600 Kilometre’dir
[101] Ögel, 2015, II. s.296-301: Tabgaçlar dönemine ait ana kaynak olan Wei-shu, 91 yılını ele aldıktan sonra birden 5. Yüzyıla atlamaktadır. Bu yüzyılda Yüebanların Roruanlarla olan dostluk münasebetlerinden ve bu dostluğun yerini daha sonra düşmanlığın almasından bahseder. Yüebanların Hunların kurduğu bir devlet mi yoksa bu devletin Hunların da sonradan katıldığı bir konfederasyon mu olduğuna dair kesin bir malumatımız bulunmamaktadır. Çinli tarihçilere göre Yüebanlar 91 yılında kurulmuştu ve halkı da 91 yılında buraya gelen Hunların soylarından gelmekteydi fakat Yüebanların daha önceden var olduğuna ve sonradan Hunların tebası olduklarına dair iddialar da mevcuttur(Hisao Matsuda).
[102] Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, 2015, s.67
[103] Czegledy, 1999, s.59,
[104] Eberhard 1940, s.363-364
[105] Ögel, 2015, II, s.327
[106] Gumilev, 2013, s.245: Sienpiler Liao-tung’u istila etmeleriyle aslında Çin ile olan ittifakını da bozmuş oluyordu. Çin’e akınlar düzenlediği gibi bazen Hunlara, bazen de Wuhuanlara akınlar yapmaktaydı.
[107] Ögel, 2015, II, s.329-330: Bu generallerin adları Jen Chang ve Tuan Hsi’dir.
[108] Yıldırım, 2013, s.123
[109] Ögel, 2015, II, s.329-331, Gumilev, 2013, s.245
[110] Eberhard 1940, s.364
[111] Gumilev, 2013, s.245
[112] Ögel, 2015, II, s.337, 370-373; Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, 1996 s.77: Hunlarda en önemli boy adları Eberhard’a göre şunlardır: Tu-go(Tu-ku veya Tu-ko), Hu-yen(Kuyan), Bu, Çyav, Lan, Ci-mu ve Lo. Ögel ise Hunların soylu boylarını şöyle sıralamaktadır: Hsü-len-t’i, Kuyan, Hsü-pu, Ch’iu-lin ve Lan. Önemli Hun boylarından biri olan Kuyan boyunun milattan önce adının geçmemesi ise ilginçtir. Milattan öncesine ait sadece Huhanyeh Han’ın(MÖ. 36-31) Kuyanların beyinden kız aldığı hakkında malumat vardır. Onlar hakkında asıl bilgiler MS. 72’den itibaren Han akınlarıyla başlar.
[113] Ögel, 2015, II, s.347-348
Crespigny, R. R. – Hun Konfederasyonunun Bölünmesi ve Yıkılması, Türkler Ansiklopedisi (Editör: Güzel, H.C.-Çiçek, K.-Koca, S.), I, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, s.749-757
Czegledy, K. – Turan Kavimlerinin Göçü(Çev. Karaağaç, G.), Turan Kültür Vakfı, İstanbul, 1999
Deguignes, J. – Hunların, Türklerin, Moğolların ve Daha Sair Tatarların Tarih-i Umumisi(Çev. Yalçın, H.C.), Tanin Matbaası, İstanbul, 1923
Eberhard, W. – Çin Tarihi, TTK, Ankara, 2007
Eberhard, W. – Çin’in Şimal Komşuları(Çev. Uluğtuğ, N.), TTK, Ankara, 1996
Eberhard, W. – Muahhar Han Devrinde(MS.25-220) Hun Tarihine Kronolojik Bir Bakış, Belleten Makalesi, Cilt: IV – Sayı: 16 – Yıl: 1940
Golden, P. B. – Central Asia In World History, Oxford University Press, New York, 2011
Grousset, R. – Bozkır İmparatorluğu(Çev. Uzmen, R.), Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2006
Gumilev, L. N. – Hunlar(Çev. Batur, A.), Selenge Yayınevi, İstanbul, 2013
Kafesoğlu, İ. – Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015
Kerimova, R. – Hun İmparatorluğu ile Çin’in Doğu Türkistan Mücadelesi, Türkler Ansiklopedisi (Editör: Güzel, H.C.-Çiçek, K.-Koca, S.), I, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, s.743-748
Kırilen, G. – Göktürklerden Önce Türkler, Gece Kitaplığı Yayınevi, Ankara, 2015
Klyaştornıy, S. G. – Kadim Avrasya’nın Bozkır İmparatorlukları, Tek-Esin Vakfı – Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2018
Onat, A. – Çin-Türkistan İlişkilerinin Başlangıcı Hakkında Bazı Bilgiler, Belleten Makalesi, Cilt: LIV, Sayı: 211, Yıl: 1990
Onat, A. – Han Döneminde Hun-Çin Ekonomik İlişkileri(MÖ. 206 – MS. 220), Belleten Makalesi, Cilt: LI, Sayı: 200, Yıl: 1987
Onat, A., Orsoy, S., Ercilasun, K. – Han Hanedanı Tarihi, Hsiung-nu(Hun) Monografisi, TTK, Ankara, 2015
Otkan, P. – Tarihçinin Kayıtları’na(Shi Ji) Göre Hunlar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2018
Ögel, B. – Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, TTK, Ankara, 2015
Sinor, D. – Erken İç Asya Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2017
Taşağıl, A. – Kök Tengri’nin Çocukları, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2015
Tezcan, M. – İ-i Chih-İ / İ-İ-Fa-İ ve “Beş Tuzak” (Çinlilerin Hunları Yıkmak İçin Uyguladıkları Temel Stratejiler), Türkler Ansiklopedisi (Editör: Güzel, H.C.-Çiçek, K.-Koca, S.), I, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, s.729-742
Yıldırım, K. – Başlangıcından II. Yüzyılın Ortalarına Kadar Doğu Türkistan İle Çin Münasebetlerine Genel Bir Bakış, Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 1, 2012
Yıldırım, K. – Çin Kaynaklarında Türkistan Şehirleri, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2013
Yıldırım, K. – Eski Çin’in Batıyla Ticarete Başlaması ve Yeşimtaşı Kapısı, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, 384, 2018, s. 12-15